Fıkra başlıklarının yanında ki numaralara göre okul listesinde ki sıranıza denk gelen fıkrayı Microsoft Powerpoint kullanarak slayt haline getireceksiniz. Slayt başında fıkrayı yapanın adı, soyadı, sınıfı, okulu, bölümü ve fıkranın adı hakkında bilgi sayfası olacaktır. Toplam slayt süresi en az 3 (üç) dakika olacaktır. Tüm karakterlerde seslendirme olacaktır. Fıkra içerisinde ki her karakter konuşacaktır. Karakterler de baloncuklu yazılar kullanılmayacaktır. Kullanılan fotoğraflarda fazladan yazılar olmayacaktır.
NASRETTİN HOCA FIKRALARI SLAYTLARI
Projeler bir cd veya bellek ile Mayıs ayının son haftası teslim edilecektir.
1-Yemeğin Buğusuna Akçenin Sesi
Nasreddin Hoca Akşehir de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış :
- Hocam demiş, ben bu adamdan davacıyım. Dükkanın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde somunla geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi.
Nasreddin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp :
- Doğru mu bunlar ? diye sormuş.
- Evet, demiş fakir adam.
- Öyleyse para kesesini çıkar bakalım.
Zavallı fakir kadı efendiye karşı gelememiş. İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Hoca ya uzatmış. Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına. Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da :
- Haydi demiş aldın işte alacağını. Aşçı :
- Nasıl olur ? diye şaşkınlığını belli etmiş. Paramı vermediniz henüz. Hoca cevap vermiş :
- Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan akçenin de sesini alır elbet !
2-Bizde kibir yok
Nasreddin Hoca ya yapilan sakalar tukenip bitmezdi. Aksehir liler bir gun Hoca ya takilir ve sorarlar.
-Hocam senin evliyalar katinda ulu bir kisi oldugun soylenir asli var midir?
Hoca nin boyle bir iddiasi elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar;
-Her halde oyle olmali.
-Boyle kisiler zaman zaman mucizeler gostererek bu ozelliklerini herkese kanitlar. Hoca madem kabullendin goster bir mucize gorelim!
Hoca;
-Pekala simdi size bir numara yapalim der karsisinda durmakta olan cinar agacina;
-Ey ulu cinar cabuk yanima gel!…
Tabii ne gelen agac var ne giden. Hoca yurumeye baslar agacin yanina varir. Aksehir liler;
-Ne oldu Hoca agaci getiremedin, kendin oraya gittin! diye gulunce,
Hoca;
-Bizde kibir yoktur, dag yurumezse abDal yurur der.
3-Şakayı Sevmem
Nasrettin hoca pazarda dalgın yürüyormuş.etrafındaki esnafları seyrediyor.bu sırada ensesine bir tokat geliyor. Hoca tökezlemiş bir kaç adım sendelemiş neyse toparlanıp sinirli bir şekilde arkasını dönmüş. Bir bakmış ki hocanın 2 katı hayvan gibi bir adam. Hoca durmuş bir yutkunmuş önce,sonra:
- bana senmi vurdun? demiş adama. Adam:
- ben vurdum lan ne olacak demiş. Hoca:
- sakadan mı vurdun ciddiden mi? demiş Adam:
- ciddi vurdum napacan?! Hoca:
- Aman aman, öyle olsun… Cunku şakadan hiç hoşlanmam da .
4-Birazda Biz Ölelim
Allah’ın sıcak bir gününde, Hoca merhum susuzluktan öyle bir yanmış, öyle bir yanmış ki, adeta dili dışarı düşmüş. Senli benli görüştüğü biri görmüş:
“Hoca efendi, bizimki akşama soğukluk yapmışı; her halde şimdiye kadar buz kesilmiştir. Az-buçuk harareti keser, buyur da, iki kaşık içelim!” demiş; **ürmüş Hoca’yı evine, dayamış bir tencere hoşafı önüne. Ne var ki, kendisi bir kepçe almış; Hoca’nın da bir kaşık vermiş eline. Rahmetlinin kaşığı dolu gidip, boş gelirken, adam kepçe kepçe gövdeye indiriyormuş. Her indirişte de: “Of öldüm!” deyip duruyormuş. Bir, iki derken, hoca dayanamamış:
“Yahu, Allah rızası için, ver şu kepçeyi de, biraz da biz ölelim!” demiş.
5-Bin Değnek Dile Kolay
Timur’un içki ile başı hoş değilmiş. Hele bir ağzına vuran olsun! Alimallah, anasından emdiğini burnundan getirirmiş.
Günün birinde, kör kandil, birini tutup getirmezler mi bizimkine, gayri köpürmüş, küplere binmiş:
“Şimdi görürsün sen, dünyanın kaç kulaç olduğunu. Yatırın şu keratayı, vurun bin değnek!” diye gür gür gürlemiş.
Geçmiş gün, Hoca da orada imiş Mübarek adam, bu söze bıyık altından gülecek olmuş ama, Timur’un gözünden kaçar mı? Hemen kaşlarını çatmış:
“Bre Hoca, sen de vara, yoğa gülersin; gülünecek ne var bunda?” diye sormuş.
Rahmetlinin hali malum, dobra dobra konuşmak, kaçamaklı laf arar mı?
“A devletlim; siz ya değnek yememişsiniz, ya da sayı bilmiyorsunuz. Bin değnek, dile kolay!” demiş.
6-Ben Yerimi Sevmedim
Bir gün Hoca, kırda, bayırda dolaşırken iki adamın, dağı, bağ yaptıklarını görür:
“Hele merhaba sonraya kasın, ağalar; bu çubuklar burada tutar mı dersiniz?”
Adamlar bu söze bıyık altından güler:
“Çubuklar da söz mü, adamı diksen biter; mübarek toprak değil, tutya!” derler.
Hoca kulağına inanamaz:
“Aman, öyle ise beni dikin şuraya, bakalım ne biçim yemiş vereceğim!” der.
Allah’ın dağında vakit nasıl geçecek? Bağcılar tutar, Hoca’yı yarı beline kadar toprağa gömerler; kendileri de bir ağaç altına çekilip, ekmeklerine soğan kırmaya başlarlar.
Hoca, şöyle bir zaman, bir ağaç gibi dikilip durduktan sonra kendi kendini söküp, bağcıların yanına gider.
“Bre efendi, ne diye yerinde durmadın?” deyince onlar, Hoca:
“Vallahi birader, der; ben yerimi sevmedim, yerini sevmeyen ağaç da, tutar mı, tutmadım işte.”
7-Bindiği Dalı Keser
Hoca merhum, bir gün, bir ağaç keserken, yolcunun biri görür:
“Hey, babalık, bindiğin dalı kesme, sonra karışmam ha!” diye seslenir ama, Hoca’nın bir kulağından girer, bir kulağından çıkar; bir, bir daha indirir baltasını. Derken, dal kırılır, gelir, Hoca da boylu boyunca serlir yere. Gayri yarayı, bereyi, düşünen kim! Hemen koşar adamın arkasından:
“Yahu, sen benim düşeceğimi bildin, öleceğimi de bilirsin; gel, deyiver, Allah aşkına!” diye, adamın yakasına sarılır. Adamcağız ne desin, yakasını hocanın elinden kurtarmak için:
“Bunu bilmeyecek ne var! Şu bindiğin eşek bir yellenirse, canın ağzına gelir; bir daha yellendi mi, canın çıkar vesselam!” deyip, yürüyüverir.
Hoca, odununu yükler, evin yolunu tutar ama, eşek bu, yokuş yukarı bir eşeklik etmez mi, canı burasına gelir Hoca’nın, körolasıca, bir daha o eşekliği yapmaz mı! Hoca’nın iflahı tükenir, yıkılıverir yere. Duyup gelenler, bir iki ah, vah’tan sonra, cenazesini evine kaldıracak olurlar. Çamur, çaylak bir yerden geçerken, “Buradan mı **ürsek şuradan mı **ürsek?” diye hesap, kitap ettiklerini duyunca, Hoca, tabuttan başını uzatır:
“Vallahi, der; ben sağ iken su yoldan gelir giderdim ama, gene de siz bilirsiniz.!”
8-Bana Görünmede
Bir gün, konu komşu bir olmuşlar, “Hoca, bu halin ne olacak böyle? Gel sen bir “He!” de; biz de helal süt emmiş birini bulalım da baş göz edelim seni.” demişler.
Hoca ipe un sermiş ama, gönlüne kim bakar onun; neylemişler, etmişler; günün birinde toy-düğün etmişler. Doğrusu hatuncuk da eline eteğine temiz bir hatuncukmuş ama, inadına çirkin mi, çirkinmiş. Hani yüzüne bakanın kırk yıl nasibi kesilir!” derlerse, yalan değil! O gecenin sabahı, Hocada surat bir karış; düşünüp dururken, ağır, uslu hatuncuk ağız, dilden söz açıp:
“Efendi, nasıl buyuruyorsunuz, hısım, akrabadan kimlere görüneyim, kimlere görünmeyeyim?”diye sormuş.
Rahmetli, başını öte yana çevirerek:
“Vallahi karıcığım; bana görünme de, kime görünürsen görün!” demiş.
9-Ayakları O Tarafa Çekmişte
Her sakala tarak uydurmasını bilen bir adam varmış; Hoca’yı da her gördükçe, sakalının altından geçer:
“Efendi hazretleri, yüzünüzü gören cennetlik oluyor; ayda, yılda bir olsun, bir acı kahvemizi içip de bizleri ihya etmiyorsun!” der; daha da ne diller dökermiş.
Hoca içinden:
“bu mübarek adam, çarşıda, pazarda böyle yaparsa, ya evine, barkına uğrasam, kimbilir nasıl deli-divane olacak?” diye geçirirmiş.
Bir gün, ayakları o tarafa çekmiş de: “Bari, bir gönül alayım!” diye niyetlenip kapısını çalmış. Seninkinin başı, bir görünmüş, bir kaybolmuş pencereden. Herhalde, kapıya koşmuş olacak, derken, kapıyı uşağı açmış; kırk yıldır ezberlediği bir ağızla:
“Ayağınıza kul, kurban olayım, demiş; bizi bir adam yerine koyup geldiniz ama, ağa hazretleri, şimdi çıktı. Vah vah. Buraya kadar yoruldunuz! Duyunca, kimbilir nasıl üzülecek!”
Hoca’nın ekmeği dizinde, sözü yüzünde, lafını kimden esirger:
“Ya, öyle mi, demiş; o halde ağaya selam söyleyin; bir daha evden çıkıp giderken, başını pencerede unutmasın!”
10-Kim Suçlu
Bir keresinde, Hoca Aksehir de ki mahkemeye kadi tayin edilir. Bir gun bir adam kosarak mahkemeye gelir ve Hoca ya:
-Farzedelim iki inek mera da dovustu ve biri oldu, Hoca Efendi. Oldurenin sahibi sorumlu tutulacakmidir?
Adamin hilekar gozlerini farkeden Hoca dikkatliydi.
-Yerine gore, der, hukum vermeden.
-Karar vermene yardimci olabilir, Hoca Efendi. Senin inek benimkini oldurdu!.
-Bu halde, genel olarak bilindigi gibi inekler hayvandir. Hayvanlara sebep baglanmadigindan dolayi, kesinlikle sorumsuzlardir. Bu yuzden de, sahibi sorumlu tutulamaz!
-Ozur dilerim, Hoca Efendi, dilim surctu. Benim inek seninkini oldurdu demek istemistim!
Bu haber uzerine, Hoca nin kani beynine sicrar. Sakalini ceker, kalkar ve yeniden oturur.
-Bu ilk dusundugumden daha karmasik bir durum, der. Memurlugunun tum agirbasliligiyla katibine doner ve ekler yaninda ki rafta duran kara kapli kitabi ver bakayim!
11-Allah İle Kul Arasina Girme
Şu bacadan düşen altın meselesinden mi, başka bir alacak, verecek yüzünden mi, her ne ise, Hoca merhumun Yahudi’nin biriyle arası şeker renk olur. Şirret herif, yakasından tutup Hoca’yı mahkemeye sürüklemek ister. Hoca: “Bre bezirgan, ben haktan, hak yerinden kaçmam ama, şu kılık kıyafetimle koca Kadı’nın önüne nasıl çıkarım?” deyince, Yahudi, üstündeki kürkü çıkarıp Hoca’ya giydirir, giydirir ama, Hoca bu defa da:
“İyi ama. El var, ar var, bu kürkünen börkünen yaya, yapıldak nasıl giderim?” deyince, Yahudi altındaki katırı da tutar. Hoca’nın altına çeker. Uzatmayalım, varırlar mahkemeye. Yahudi, Kadı’nın ayaklarına kapanır:
“Ey kimsenin hakkını kimseye yedirmeyen, ben bu Hoca’dan davacıyım. Göz göre şu kadar altınımın üstüne oturmak istiyor. Buna Allah razı olur mu?” diye, bir sürü laf sayıp döker. Kadı: “ne dersin?” der gibi Hoca’nın yüzüne bakınca, Hoca, cebinden bir kese çıkarıp şıkırdatarak:
“Efendi hazretleri, sakın inanma, kanma; bu Yahudi bildiğin gibi değil, her gördüğünden göz kirası ister; neredeyse şu üstümdeki kürke bile sahip çıkacak!” deyince, Yahudi, birdenbire telaşlanarak:
“Sahip çıkacak da ne demek! Üstündeki kürk zaten benim, başındaki börke de benim.” deyip, Hoca’nın yakasına da yapışır.
Hoca, sureti haktan görünerek Kadı’ya:
“Görüyorsunuz ya, Efendi Hazretleri; üstümdeki kürke de başımdaki börke de sahip çıktı. Hani Allah’tan korkmasa, “altındaki katır bile benimdir, diyecek!” deyince, Yahudi’yi büsbütün ateş alır:
“Katır da benim efendim, katır da benim!” deyince, Kadı Efendi birdenbire celallenerek:
“Bre katır herif, sen adamın üstündekine de sahip çıkıyorsun, altındakine de. Daha kaldı ki, altınlarına mı sahip çıkamayacaksın; yıkıl şuradan!” deyince, Hoca merhum, keyfinden ne deyip edeceğini bilemeyip:
“Hey ağzına sağlık, tazı olalı bir kuş tuttun bugün!” diyecek olur ama, gayri orasını bilmem; bir bilgim, ettiğim varsa, Hoca, kırk gün, kırk gece Yahudi’yi uykusuz bıraktıktan sonra, nesi var, nesi yok, **ürür: “Al katır herif, der; bu sana bir ders olsun da, bir daha Allah ile kul arasına girme!”
12-Elalemin ağzı torba değilki büzesin
Nasrettin Hoca oğlunu okulundan alırken eşekle gelmiş.Oğuluyla eşeğin üzerinde evin yolunu tutmuşlar.Aradan zaman geçmiş.Bir
grup insan önlerine çıkmış.Bir insan;
“Hoca ayıp değil mi? eşeğe o kadar yükü nasıl taşısın?”
Hoca da oğulunu eşekden indirip yanından yoluna devam etmiş.Aradan zaman geçmiş bir insan;
“Ayıp ulan ayıp. Küçücük çocuk yürütülürmü?”
Hoca çocğu eşeğe oturtmuş. Kendi yoluna devam etmiş.Aradan yine zaman geçmiş birisi;
Bu zamane çocukları böyle işte , ihtiyar babaları yürür kendileri eşeğe biner. Bu söz çocuğun ağrına gider ve eşekten iner ikiside yayan giderler. Ordan gevezenin birisi :
Enayilere bakın eşek önde gidiyor bunlar yayan
Bunun üzerine Nasreddin Hoca :
Gürüyorsun ya oğlum elalemin ağzı torba değilki büzesin
13-Farz
Nasreddin Hoca nin evine bir gun uc molla misafirlige gelir. Ucu de birbirinden obur seylermis. Hoca ne yemek cikarmissa silip supurmusler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da “sunnettir” diye ekmekle iyice siyirirlarmis. Bu sirada odaya Hoca nin oglu girmis. Mollalar Hoca yi memnun etmek icin:
-Aman ne guzel cocuk…Adi ne bunun? diye sormuslar.
Hoca:
-Adi Farzdir, demis.
Mollalar sasirip birbirlerine bakmislar:
-Bu ne bicim isim Hoca Efendi? demisler. Simdiye kadar boyle bir isim hic duymamistik.
Hoca hemen tasi gedigine koymus:
-Ya, sunnet diyeyim de onu da mi yiyesiniz?
14-Anasından Emdiği Süt Burnundan Gelir
Bir gece Hoca, karısıyla dereden tepeden konuşurken: “A hatuncuğum, yarın ortalık günlük, güneşlik olursa, bağa gidip bel belleyeceğim; yok, puslu, bulutlu olursa, dağa gidip odun ileyeceğim.” der.
Eksik-etek ne desin:
“İnşallah de, efendi, inşallah de.” deyince, Hoca adeta öfkelenir:
“Yahu, bunun inşallahı, maşallahı var mı? Gayri havaya bağlı. Ya öyle, ya böyle!” der.
Bir de sabah sabah bakar ki, havanın yüzü yağmura bakıyor, dağın yolunu tutar, tutar ama, az gider, uz gider. Haramiler yolunu keser.
“Babalık, sen bu dağların kurduna benziyorsun. Haydi, düş önümüze de, köyün yolunu göster bize!” derler.
Hoca neye uğradığını bilmez:
“Aman demeyin, benim işim, gücüm başımdan aşkın, nefes almağa bile vaktim yok!” der ama, onun gönlüne kim bakar! Katarlar önlerine. Gayri, yokuşlarda ter dökerek, inişlerde tırnak sökerek, gidecekleri yere **ürür, ama onları, anasından emdiği de burnundan gelir. Gece yarısından sonra kapısını çalıp da karısı: “Kim o?” diye seslenince Hoca: “Aç, karıcığım aç! İnşallah benim!” der.
15-Beş kuruş
Bir gun Hoca sallana sallana yolda yururken, biri arkadan ensesine kuvvetli bir tokat atar. Hoca neredeyse yere dusecek. Hoca hiddetle,
-Ne curetle vuruyorsun!
Genc adam, biraz ukala bir tavirla, kisaca ozur diler. Kucuk bir hata yaptigini, Hoca yi bir arkadasina benzettigini soyler. Ayrica, Hoca nin kucuk bir tepeyi dag haline getirdigini belirtir.
Bunun uzerine, Hoca yi mahkemeye gitmekten baska hicbir sey tatmin etmez. Hoca israrlidir ve genc adamin kabul etmekten baska caresi yoktur. Kadiya giderler.
Kadi her iki tarafida dinler. Ancak kadi genc adamin arkadasi oldugundan, onu muskul durumdan kurtarmanin caresine bakarken, Hoca yi da yumusatmaya calisir.
-Hoca, hislerini anliyorum. Herkes ayni seyleri hissederdi bu durumda. Simdi ne dersin, bu genc adam kendine bir tokat atsa kabul edermisin.
Hoca bununla tatmin olmaz, israr eder mahkeme yapilsin der.
Bunun uzerine kadi, genc adama 5 kurus ceza verir ve gidip getirmesini soyleyip kursuden iner.
Hoca, genc adamin donmesini bekler. Bir saat gecer, iki saat gecer fakat genc adamdan ses seda yoktur. Mahkeme kapisinin kapanmasina az kalmisken, Hoca kadinin, en mesgul bir aninda ensesine okkali bir tokat atar ve ekler,
-Kusura bakma kadi efendi, daha fazla bekleyemecegim.
Gelirse soyle one, 5 kurusu sana versin
16-Amma Uzattın Ha
Hoca, bir sabah soluğu kapıda alınca, bir kapı komşusu pencereyi tıklatır:
“Hayrola Hoca; bugün sende bir hal var?” der. Hoca:
“Hiç canım, ne hal olacak!” diye başını dolayıp geçecek olur. Ama herifin gözü el alemin üstünde, öğrenmezse olur mu”
“Yahu, betinden bezinden belli ; bir derdin var elbet!” diye tutturur. Rahmetli, onu şöyle bir süzdükten sonra:
“Bire komşu, ne üstüne lazım, elin üç koyunu ile, beş keçisi. Ev hali bu, bizim karı ile biraz ileri, geri ettik, işte o kadar.” Deyip yürüyecek olur ya , yedi mahallenin tellalı, gezdiği, tozduğu yerde ne anlatacak:
“Pek o kadar değil, Hoca ; bu gece sizin evden gürültü geldi; saklayıp ta turşusunu mu kuracaksın; yarın okkası on paraya iner.” Deyince, Hoca bakar ki, yakasını kurtaramayacak:
“Be birader, diyorum ya, pek öyle merak edilecek şey değil! Bizim ki işi azıtınca, bir tekme vurup cüppeme merdivenden aşağıya savurdu.” Der komşusu olacak bu kadarla da doymaz:
“Hoca, ben böyle mavaları yutar mıyım, cüppe dediğin gürültü çıkarır mı?” deyince gayri Hocanın burasına çıkar:
“Canım, komşu, der; sen de amma uzattın ha, cüppenin içinde ben de vardım.!”
17-Aklını Peynir Ekmeklemi Yedin
Hoca bir gün çarşıda bir kavuk beğenir. “Kaça?” diye sorar.
“Sudan ucuz Hoca’m, on akçe!” derler.
“Pekala öyle ise sarıp, sarmalayın!” diye sardırır Hoca. Gideceği sırada, gözüne mi ilişir, ne olursa:
“Ya şu heybe kaça?” diye sorar.
“Yabancı değilsin ya, o da senin için on akçe olur.” derler.
“O halde, kavuğun yerine heybeyi verin” der; alır heybeyi ama, kesenin ağzını açmadan çıkar. Adam arkasından yetişip:
“Hoca’m ayıp olmasın ya, parsını unuttunuz.” Deyince Hoca:
“Ne parası, heybenin yerine kavuğu bıraktım ya” diye çıkışmaya başlamasın mı! Adamcağız boynunu büker:
“Öyle ama Hoca’m, kavuğun parasını vermediniz ki?” der, der ama Hazret büsbütün fitili alır:
“Yahu, sen aklını peynir ekmekle mi yedin? Kavuğu almadım ki, parasını vereyim” deyip yürür…
18-Nasreddin Hocanın Yalanları
Nnasreddin Hoca eve gelmiş patküt diye sesler çıkmış.Karısı ona bakmış
- “Hoca ne oldu”
demiş.Hoca:
- “Takkem düştü”
karısı demiş:
- “Eh be hoca”
demiş.
- “Takkeden okadar çok ses çıkarmı?é
Nasreddin hoca:
- “Takkenin altında bem vardımé
demiş. Daha sonra yan komşu gelmiş. Hocadan kazanı istemiş:
- Kazan sizlere ömüré
demiş. Komşu:
- “Nasıl ölür?
demiş.Hocada demişki:
- “Kazan fincan doğurmuştuda sana fincanı vermiştik unuttunmu?”
Komşuda hocaya:
- Yalancı”
deyip çıkmış. Bir tane yasef efendi diye yahudi biri varmış.
- “İki yosunu seviyem hoca efendi bende bir altın var şunu bozuver”
Hocada:
- “Ver şunu”
demiş. Bunu çok düşüğe bozarım”
demiş. Yasef de çocuklar evde aç bekliyolar”
demiş. Hoca:
- “Olmaz bozamam”
demiş.
- “Hadi bi beşkuruş ver”
demiş. Hoca yine:
- “Bozamam”
demiş. Yasef efendide sinirle çıkmış.
19-Hırsızın Hiç mi Suçu Yok ?
Bir gün Nasreddin Hoca nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Birisi :
- Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki ?
Bir başkası :
- Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor ? diye konuşmuş.
Bir diğeri de :
- Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor. Hoca kızmış :
- Yahu demiş, iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi ? Hırsızın hiç mi suçu yok ?
20-Eşeğe Yazık Olur
Nasreddin Hoca hayvanlarına ağır yükler yükleyip onlara eziyet eden köylülerine iyi bir ders vermek istemiş. Bir gün eşeğine binerek köy meydanında dolaşmaya başlamış. İşin garibi dolu bir çuvalı da sırtına vurmuş, öyle geziyor. Şaşırıp sormuşlar :
- Yahu Hoca Efendi, hem eşeğin üzerindesin, hem çuvalı sırtında taşıyorsun. Nasıl bir iş bu ?
Hoca cevabı yetiştirmiş hemen :
- Zavallı hayvan, demiş. Zaten gece gündüz demeden hizmet ediyor bana. Sırtına bindiriyor, yüklerimi taşıyor, değirmeni çeviriyor. Bu kadar hizmetlerinden sonra dolu çuvalı da ona yüklemek istemedim. Bu yüzden ben vurdum sırtıma.







Son Yorumlar